Tarihi Değiştirenler: Stephen Hawking’in Hayatı

Hangi ALS (Motor Nöron Bozukluğu) hastası 76 yaşına kadar yaşar ki? Bu kim ne derse desin hayatında bizlere göre yaşadığı en garip olaydı. Çünkü her ALS hastası 20’li yaşlarına kadar yaşarken ya da hastalığım teşhisi konulduktan en ama en fazla 3 yıl sonra hayatını kaybederken bu insan nasıl oluyor da onlarca yıl daha yaşadı ki? Bu yazımızda bilimde en büyük etki uyandıran bilim insanlarından biri olan Stephen Hawking’i inceleyeceğiz.

Galiello’nun tam 300. ölüm yıl dönümü olan 1942 yılında 8 ocak sabahı bir bebek dünyaya geldi. Güzel ve eğlenceli bir çocuklukla birlikte 11 yaşında Londra’dan 20 mil uzaklıkta bulunan St. Albans okuluna başladı. Buradan da mezun olur olmaz babasının eski okulu olan Oxford kolejine geçiş yaptı. Babası tıp ile ilgilenmesini istemesine rağmen genç Hawking’in içinde fiziğe ve daha yoğun olmak üzere matematiğe olan çok büyük bir aşk vardı. Okulun matematik bölümü mevcut olmadığından fizik bölümüne başladı ve başlamasından 3 yıl sonra da doğa bilimlerinde onur madalyası ile ödüllendirildi. Stephen daha sonra evrenbilim üzerine çalışmak için (Oxford’da böyle bir bölüm olmadığı için) Cambridge üniversitesine gitti. Bu alandaki doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra da Gonville and Caius Koleji’nde profesör asistanı oldu.

Hawking ve küçük kardeşi, 5 yaşında.

1973 yılında ise Evrenbilim bölümünden ayrılarak uygulamalı matematik ve kuramsal fizik bölümüne geçiş yaptı. 6 yıl sonra da bu alanda Lucasian matematik profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlamento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. İlk olarak Isaac Barrow sonra 1669 da Isaac Newton’a verilmişti, ve şimdi ise onu Stephen Hawking almıştı. Daha sonraları Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein’ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının, Big Bang’le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı’nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu, bu sayede yirminci yüzyılın en büyük buluşlarından biri daha keşfedilmiş oldu (“Zamanın Kısa Tarihi” isimli kitabında genel olarak en çok bu konu üzerinde durduğundan dolayı Roger Penrose ismini çokça duyabilirsiniz). 1947 yılında çekilmiş bir fotoğrafı. Bu birleşmenin sonucunda Stephen Hawking ve Roger Penrose’un bulduğu bir diğer şey ise karadeliklerin aslında içine çektiği enerjinin bir kısmını radyasyon olarak yayarak bir ışıma gerçekleştirdiğiydi. Bu ışımaya bilim dünyasında daha sonraları “Hawking Işıması” denilmeye başlandı. Bu ışıma türü Hawking’in en büyük buluşlarından biri olmanın yanı sıra kendisini ve zekasını insanlık için Albert Einstein ile kıyaslamamızı sağlayan en büyük şeydi.

Hawking hep uzaya çıkmayı hayal etmesine rağmen uzaya çıkamasa da düşük yerçekimini bir Zero G uçağı sayesinde elde etti. Kendisinin söylediğine göre bu deneyim onun düşünce yapısını ciddi şekilde etkilemiş, ve bunu çalışmalarına da yansıtmış.

Yıl 1960’lara geldiğinde ise Stephen hayatının en acı ve en zor haberlerinden birini almak üzereydi. Henüz daha 21 yaşında olan Stephen Hawking Motor Nöron (amyotrofik lateral skleroz (ALS)) hastalığına yakalandı. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden bu hastalık Hawking’in beynine hiçbir şekilde zarar vermiyordu ancak geri kalan çoğu yaşamsal faaliyetlerini de yapmasını zamanla engelliyordu. 1985 yılına geldiğimizde ise geçirdiği rahatsızlıktan dolayı sesini de kaybeden Stephen artık sadece bir bilgisayar aracılığıyla iletişim kurabiliyordu.

Ancak bu durumun kendisini etkilemesine asla izin vermedi. Artık felç olduğundan dolayı herhangi bir matematiksel işlemi tahta ve kağıt aracılığıyla hesaplayamıyordu. Ancak kendisi bunun yerine bilimi yaymaya çalıştı bu sayede Zamanın Kısa Tarihi, Büyük Tasarım, Ceviz Kabuğundaki Evren gibi bir çok şahesere imza atarak bilimi 7’den 70’e herkese yaymayı başardı. Üstelik bununla da kalmayıp hayatı boyunca kendisi gibi bir çok akademisyeni her zaman çalışmalarına asistan/yardımcı ünvanları ile yanına alıp yeni öğretmenler yerleştirmiş ve 100’den fazla belgesel filmine konu olmuştur. Hastalandığında kendisine 2-4 yıl ömrü kaldığını söylenen bir insan bugün arkasında onlarca şaheser ve yenilik bırakarak gidiyorsa eğer neden bizler de bir şeyler yapamayalım? Neden içinde yaşadığımız dünyayı birazcık daha iyi bir yer haline getirmek için biraz olsun çalışmayalım ki?

Kendisine özel hazırladığımız, ve içinde bu yazının da bulunduğu elektronik HAWKİNG dergisini satın almak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.

Bu yazımızda kendisinin hayatını gerekse kronolojik, gerekse de bize en iyi ilham verecek şekilde ele alarak kendisini sizlere farklı bir açıdan tanıtmaya çalıştık. İçeriğimizi beğendiyseniz paylaşabilir, diğer içeriklerimizden haberdar olmak için bizi İnstagramTwittter ve Faceboook üzerinden takip edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir